“püf noktası” etiketi ile etiketlenmiş yazılar

Islak Kurabiye

 

ıslak kurabiye

 

Kurabiye ve tatlının buluşma noktası diyebiliriz ıslak kurabiye için. Tarifin ilk kaynağı neredendir, hangi usta yapmıştır, hangi mutfak kaşifi bulmuştur bilinmez ama ünü her tarafa yayılmıştır bu kurabiyelerin.

Hani kurabiye diye hafifseyip, burun kıvıran misafirler için tatlı bir sürprizdir ıslak kurabiyeler. Bir tane ile yetinmek mümkün değildir. Birincide ne olduğunu anlamaya çalışır, ikincide şerbetli olduğunu fark eder, üçüncüyü de yiyerek ancak durabilirsiniz.

Tatlı krizlerini hafiften atlatmak için de birebir diyebilirim ama içindeki yağ miktarını göz önüne alarak 1 tane yemek şartıyla 🙂

Bugün benim yaptığım kakaolu ıslak kurabiyeler, ağızda dağılan dokusu ve tadıyla çok beğenildi. Şerbeti sadece dış yüzeyinde kalmış ve tam istediğim gibi içine işlememişti. Dışı tatlı, içi kurabiye havasını korumuştu.

Kurabiyelere ait bir püf nokta yazmak gerekirse; şerbetini önceden yapmak ve soğutmak gerekiyor, fırından çıkan kurabiyeleri sıcakken soğuk şerbete beklemeden batırmak için şerbet önceden hazır olmalı…

Malzemeler

1 çay bardağı şeker

1 çay bardağı sıvıyağ

1 yumurta

125 gr. Tereyağı (yumuşak)

25 gr. Kakao (yarım paket)

2,5 su bardağı un

Kabartma tozu

Şurubu

2 çay bardağı şeker

2 çay bardağı su

Portakal aroması (isterseniz)

 

 

Uygulama

Önce şerbeti ocağa koyup koyulaşanlara kadar kaynatıyorum. İçine ev yapımı portakal sosundan bir çay kaşığı ilave ettim, kakaolu tatların yanına portakal aromasını çok yakıştırıyorum.

Şerbeti oda ısısına gelince buzdolabına koyup, soğutuyorum.

Kurabiye malzemelerini bir karıştırma kabına alarak, kulak memesi yumuşaklığında bir hamur yapıyorum. Bu noktada hamurunuz çok yumuşak olursa biraz daha un ekleyebilirsiniz.

Tepsiye pişirme kağıdı serip, üzerine küçük yuvarlaklar şekline bürünen kurabiyeleri diziyorum.

160 derecedeki fırında üzerleri çatlayana kadar pişiriyorum. Yaklaşık 25 dakikada pişiyorlar.

 

 

Fırından çıkan kurabiyeleri henüz sıcakken soğuk şerbete batırıp çıkartıyorum.

Üzerlerini Hindistan cevizi ve antepfıstığı ile süslüyorum.

 

 

Temmuz 22, 2011 İftar Yemekleri Tarifleri, Kekler ve Kurabiyeler kategorisine gönderilmiş - devamı

Kiraz Reçeli (Siyah Aşı Kirazdan)

 

 

Dolapta bir türlü bitmeyen kirazları değerlendirmenin yolu kiraz reçeli olabilir mi? Evet, böylece kirazlar değerlenir, kiraz reçeline dönüşür ve daha önce yapılmamış bir tarif denenmiş olur…

Kiraz reçelinde kullandığım kirazlar, siyah, etli aşı kirazlarıydı. Bu nedenle akşamdan şekerle buluşturup sabaha kadar uyuttum 🙂 buna rağmen hemen hemen hiç su salmadıklarını gördüm.

Reçel yapılacak kirazın cinsi bu noktada önemli. İçi sulu bir kiraz kullanırsanız sanırım kaynatmaya başlarken su ilave etmeniz gerekmez. Benim gibi etli aşı kiraz kullanıyorsanız, bir miktar su ilave edilmesi kaçınılmaz.

Tabi bir de kirazların çekirdeklerini çıkarmak gerekiyor. Bunu yaparken eldiven kullanmanızı önerebilirim, kirazın renginin ellerinizi boyamaması için, kolay çıkmıyor çünkü 🙁

Ben kirazın belirgin bir aroması olmadığı için reçeli kaynatırken küçük bir parça zencefil ilave ettim. Böyle daha güzel olduğunu düşünüyorum.

Diğer reçel tarifleri için buraya bakabilirsiniz …

Malzemeler

1 kg. çekirdekleri çıkartılmış kiraz

900 gr. Şeker

1 limon suyu

fındık büyüklüğünde taze zencefil

Yarım çay bardağı su

Uygulama

Kirazları yıkayarak çekirdeklerini çıkarıyorum. Bunu yaparken ellerinizin boyanmaması için eldiven kullanmanızı öneririm.

Tencereye 1 kg. kiraz ve 900 gr. Şekeri koyarak kirazların su salması için bir gece bekletiyorum.

Ertesi sabah baktığımda, beklediğim kadar su salmamışlar. Bu durumda su ilave etmek gerekecek.

 

 

Yarım çay bardağı su ilave ederek tenceredeki kiraz şeker ikilisini ocağa alıyorum.

Taze zencefili soyarak ilave ediyorum.

Kaynama noktasından itibaren, orta ısıda 10-12 dakika kaynattığımda reçel kıvamının oluştuğunu görüyorum.

Limon suyunu ilave ediyorum. Reçeli ocaktan alıyorum. Zencefili içinden alıp atıyorum.

Hepsini tüketmeyi düşünmüyorsanız, reçeli sıcakken kavanoza koyarak, kaynar suda bekletilmiş kapağı sıkıca kapatın ve ters çevirerek soğumaya bırakın. Böylece kapak tutacak ve hava almadığı için hiç bozulmayacak.

Reçeller daha çok kışın tüketiliyor ama tadımlık bir kase ayırın bence, bizim evdeki gibi belki sizde de kısa sürede biter .

 

 

 

Temmuz 16, 2011 Reçeller kategorisine gönderilmiş - devamı

Tahinli Kemalpaşa Tatlısı

 

Hafta sonu tatlı yemek için kendinize izin verdiyseniz, (tabi sınırlı olarak) bugün paylaşacağım, tahinli Kemalpaşa tatlısı iyi bir seçenek olabilir.

Kurban bayramı için tatlı hazırlıkları da yakında başlar. Tatlı ikram etmek, tatlı muhabbetlere kapı açmak, misafirlerin evi bereketlendirdiğini düşünerek ikramda cömert davranmak, bizim örnek alınacak kültürümüzün bir parçası, aynı zamanda da inancımızın bir gereği.

Tahinli Kemalpaşa tatlısını, daha önce yaptığım gibi şerbetle haşladım ve iyice soğuduktan sonra, tahin ve fındık ile buluşturdum.

Niye Tahin? Hem farklı bir lezzet için, hem de tatlının tadını ve keskinliğini bir ölçüde kesmek için diyebilirim. Bu daha çok kışın tercih ettiğimiz bir sunum şekli, yazın da dondurmalı yemeği seviyoruz. Kremalı ve kaymaklı olarak da çok nefis oluyor.

Malzemeler

25 adet Kemalpaşa tatlısı

1 litre su

800 gr. şeker

Birkaç tane karanfil (isterseniz)

Tahin

Fındık, fıstık vs.

 

 

 

Uygulama

Kemalpaşa tatlısının en nemli püf noktası, ideal şeker oranıdır. Ben genellikle paketin üzerinde yazan şeker miktarından biraz daha fazla koyarak yapıyorum. Böylece, şerbetle kaynayan tatlılar, şekere tam olarak doyuyor ve tatlı, şerbeti içinde hapsedebiliyor.

Her ne kadar, çok tatlı sevmeseniz de, çünkü bu biraz da tercihe bağlı; kesinlikle yapılmaması gereken, paketin üzerinde yazan şeker miktarından daha az kullanmamak.

Şeker ve su kaynamaya başladığında, karanfil tanelerini ve tatlıları ilave ediyorum. 10-15 dakika tencerenin kapağı kapalı olarak haşlayıp, daha sonra şerbetin koyulaşması için kapağı açıyorum. Tatlılar genellikle orta ve yükseğe yakın ısıda haşlanır. Düşük ısıda dağılabilirler.

Şerbeti çok koyulaşmadan ocaktan alıyorum. Şerbetin tamamen bitmesini beklemeyin, dinlendikçe tatlılar şerbeti içine alıyor.

Ocaktan aldığım tatlıları 5-6 dakika tencerede dinlendirip, geniş yüzeyli bir tepsiye tek kat halinde aktarıyorum. Kalan şerbeti üzerlerine dökerek, soğuduktan sonra buzdolabına kaldırıyorum.

Bu arada tahin de buzdolabında olmalı, hatta tatlıların üzerinden hemen akmasını istemiyorsanız, 5-10 dakika dondurucuda tutabilirsiniz.

Servis sırasında tahini ilave ediyorum, üzerine fındık, fıstık vs. ile zenginleştiriyorum.

Tatlı bir haftasonu geçirmeniz dileğiyle…

Kasım 5, 2010 İftar Yemekleri Tarifleri, Tatlılar kategorisine gönderilmiş - devamı

Mayalı Elmalı Pasta

Mayalı tarifler ile barıştığımı söylemiştim, benim favorim; mayalı olup da aynı zamanda tatlı olanlar, bir de bugün yaptığım gibi meyveli olanlar var, hiç dayanamadığım 🙂

Tarifi sevgili Filiz in sayfasından aldım, fotoğraflar gerçekten çok açıklayıcıydı, buna rağmen sanırım hamur çok kabardığı ve hacmi birden büyüdüğü için iki parçaya ayırdım. Aslında bütün halinde açılıp elmalar ilave ediliyormuş, aynı durumla karşılaşırsanız bu sizi yanıltmasın. Hamurun yarısı bile kalıbı neredeyse doldurmaya yetti, pişerken de kabarmaya devam edip harika bir hacime ve sünger gibi bir dokuya ulaştı.

Hamurun içindeki şeker miktarı, bazıları için hafif gelebilir; üzerine hafifçe sürdüğümüz bal dengeyi sağlayarak tatlı severleri de ziyadesiyle memnun ediyor.

Malzemeler

1 su bardağı ılık su

Yarım su bardağı şeker ( 2 çorba kaşığı kullandım)

5 yemek kaşığı sıvıyağı

3 yemek kaşığı bal

2 yumurta (1 tane kullandım)

1 çay kaşığı tuz

1 yemek kaşığı toz maya

3-4 su bardağı un ( kontrollü ilave edin )

İç malzeme

3 büyük boy elma

yarım su bardağı şeker

1 yemek kaşığı tarçın( 1 tatlı kaşığı kullandım)

 Üzerine

1 yumurta sarısı bir kaşık su ile çırpılır.

 

 

Uygulama

Büyük boy kapaklı bir kabın içine 3 su bardağı un koyarak ortasını havuz gibi açıyor, ılık su, şeker ve toz mayayı ilave edip karıştırıyorum.

Diğer malzemeleri; sıvıyağ, bal, bir yumurta ve bir yumurta beyazı(sarısını üzerine sürmek için ayırdım)ile biraz tuz ilave ediyorum.

Yumuşak dokulu bir hamur elde edene kadar un ilave ederek hamuru güzelce yoğuruyorum. (işin en eğlenceli kısmı burası)

Hamuru kapaklı kabın içine alarak, kapağı kapatıyorum ve ılık bir ortamda en az 45 dakika mayalanması için bekletiyorum.

 

Sürenin sonunda hamuru merdane ile dikdörtgen şeklinde açarak tam ortasına hazırladığım tarçınlı elma karışımını koyuyorum.

Elmalı tarçınlı harcı yaparken; elmaların sadece çekirdek yataklarını çıkardım, kabuklarını soymadım. Orjinal tarifteki gibi bir yemek kaşığı tarçın ilave ettim ama biraz fazla gibiydi, 1 tatlı kaşığı yeterli sanırım.

Elmalı harcı önceden hazırlamanızı tavsiye etmem, şeker ve elmalar buluşunca çok fazla su salıyor, uygulamadan hemen önce hazırlarsanız sulanmasını bir ölçüde engellemiş olursunuz.

Hamurun bir ucunu ortaya doğru katlayarak, üzerine tekrar elma koyup, diğer ucu bunun üzerine kapatıyorum.

Üzerine hafifçe bastırıp, fotoğrafta görüldüğü gibi bıçakla kesiyorum.

Kesilen parçaları yağlanmış büyük boy kelepçeli kalıba yerleştiriyorum.

Tekrar mayalanması için yaklaşık bir saat ılık bir ortamda bekletiyorum.

Üzerine yumurta sarısı-su karışımı sürerek, ilk yarım saat üzerine folyo kapatılmış şekilde, daha sonra açık olarak 180 C ısıtılmış fırında pişiriyorum.

Fırından alıp, ılındığında kalıptan çıkarıp, bal ile servis yapıyorum, Eh! Dayanabilene aşkolsun 🙂

 

 

Kasım 4, 2010 Mayalı Tarifler kategorisine gönderilmiş - devamı

Yalancı Aşure

Bugün yine yalancı bir tarif paylaşmak istiyorum; Yalancı aşure!!  Gerçek aşure gibi zengin malzemeli değil ama pratik ve lezzet olarak da ona yakın diyebilirim.

Yalancı aşureyi ilk defa geçen yıl yemiştim, enerjisine hayran olduğum Oya ablam, kaşla göz arasında mutfaktan yalancı aşure kaseleri ile gelmiş ve hepimiz bu sağlıklı ve pratik tatlıyı çok sevmiştik.

Birkaç gün önce kilerde kavanozda bekleyen aşurelik buğdayı görünce dayanamadım, dondurucu stokum da bitmişti, hem dondurucuya koymak hem de yalancı aşure yapmak için kavanozu kaptığım gibi mutfağa 🙂

Buğday pişirmek sanıldığı gibi zor değil aslında, aceleye getirmeyin yeter. Kısıtlı zamanlarda kullanmak üzere, buğdayı pişireceğiniz zaman, miktar olarak çok pişirin, fazlasını benim gibi dondurucuda saklar ve böylece elinizin altında her daim haşlanmış buğday olacağı için kısa sürede istediğiniz tarifi uygulayabilirsiniz.

Yalancı aşure tarifi yine sevgili Serap’ a gidiyor, yalancı yemekler etkinliğinde başarılar…

Buğdayın Faydaları Ve Buğday Çimi

Buğdayın, ev ortamında çimlendirilerek tanesinin veya uzayan çimlerinin tüketilmesi, bağışıklık sistemini güçlendiriyor, hücreleri yeniliyor, kansere karşı koruyor, kalp damar sistemindeki tahribatı onarıyor ve kanı temizliyor. Prof. Dr. Erkan Topuz, buğday çimi suyunun düzenli kullanılmasını öneriyor.,

– İnsanlığın temel besin kaynağı olan buğday, evinize sadece beyaz ekmek ve aşurelik tane olarak giriyorsa çok şey kaçırıyorsunuz demektir. Çünkü buğday, ev ortamında çok basit yöntemlerle çimlendirilerek tanesiyle veya uzayan çimlerinin tüketilmesiyle bağışıklık sistemini güçlendiriyor, hücreleri yeniliyor. Özellikle buğday çimi suyunun ‘şifa içeceği’ olduğu belirtiliyor. Çimlenmiş buğdayın sağlığa etkilerini İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Erkan Topuz’a sorduk. Kendisinin de evde buğday çimi üretip sofrasında bulundurduğunu belirten Prof. Dr. Topuz, buğday çimi suyunun mikropları öldürücü etkisiyle kanı temizlediğini belirtiyor. Bununla birlikte, kardiyovasküler sistemde de damarların açılmasını sağlıyor.

Buğday çiminin “Allah’ın verdiği çok büyük bir potansiyel” olduğunu ifade eden Prof. Dr. Topuz’un aktardığı bilgilere göre, buğday çiminin gençlik verici, imnün sistemi (bağışıklık) güçlendirici ve kansere karşı koruyucu etkileri var. Aynı şekilde saç dökülmelerine faydalı olduğu iddia ediliyor. Buğday çimi suyunun kimyasal bileşimi kana çok benziyor. İçeriğinde antiseptik temizleme özelliği olan klorofil yüzde 70 oranında bulunuyor. Mükemmel bir protein kaynağı ve bol miktarda beta karoten içeriyor. Yüksek oranda B1, B6, B12 vitaminleri, C, E, K vitaminleri ihtiva ediyor. Ispanaktan daha çok demire sahip olduğu için anemi (demir eksikliğine bağlı kansızlık) hastalarının kullanması tavsiye ediliyor. Başta magnezyum olmak üzere çok çeşitli mineraller içeriyor. Besin öğeleri vücudu besliyor ve gerçek bir denge sağlıyor.

Bitkisel tedavileri devamlı yapmak gerekir. İmkanı olan, her gün iki bardak içebilir. Bu suyu buğdaya karşı alerjisi olanlar da kullanabilir. Buğdayın birkaç gün nemli ortamda bekletilip filizlendirilerek tanesiyle tüketilmesi de çok faydalı. Böylece buğdayın hem çok faydalı olan kabuğu, hem de rüşeym denilen besin değeri çok yüksek embriyo kısmı alınmış olur. Bu filiz bebek gibi büyük bir güçle doğar. Bütün filizlerde, ama özellikle buğdayda büyük potansiyel var. Vitamin, mineral, antioksidan bakımından müthiş zengin. Çünkü çoğalıp yeni bir bitki üretecek. Gençlik sırrıdır. Çimi çok üretebilirseniz suyunu için. Azsa her gün koparıp salatanıza katın.”

Buğday Nasıl Çimlendirilir?

Buğday çimi üretimini Türkiye’de 25 sene önce ilk kez başlatan Kırkambar Baharat’ın sahibi Bahri Kılıç’ın üretim önerileri şöyle: Öncelikle doğal, ilaçlanmamış buğday alın. Zirai buğdaylar zararlılara karşı ilaçlanmış olabileceği için dikkatli olun. Aşurelik buğday çimlenmez. Bir avuç buğdayı oda sıcaklığındaki içme suyu ile ıslatıp bir gece bekletin. Ertesi sabah şişen buğdayların suyunu süzüp genişçe bir tepsiye üst üste gelmeyecek şekilde yayın. Üzerini nemli bir bezle örtüp evin en sıcak ve karanlık yerine bırakın. Bez ve buğdaylar kurudukça nemlendirin. Buğdaylar 3-4 gün sonra filizlenmeye başlar. Filizleri 2 cm uzayınca dolaba alıp, her gün 1-2 kaşık salatalara katabilir, yoğurtla veya zeytinyağı, limon, nar ekşisi gibi karışımlarla tüketebilirsiniz. Çok dayanıklı olmadığı için azar azar çimlendirme yapılmalı.

Buğday çimi üretmek için de, yine bir gece suda beklemiş buğday tanelerini yayvan bir saksıya veya varsa bahçeye ekip üzerini toprakla örtün. Çimler 10-15 cm uzayınca 1 cm yukarıdan makasla kesin. Kestikçe uzayan çimlerden her gün salatanıza katın. Çok ektiyseniz mutfak robotundan geçirip suyunu çıkararak kullanın. Marketlerde satılan hazır çimler, büyümesini hızlandırmak için katkı maddesi katılabildiği için çok güvenli olmayabilir. ZAMAN

 İlginç değil mi? Yarın bahçeye inip, buğday çimi hazırlamak için işe koyulmalıyım 🙂

Malzemeler

2 su bardağı aşurelik buğday

Birkaç çorba kaşığı tozşeker

Fındık, antepfıstığı, damla çikolata

Kuru üzüm, kuru incir, kuru kayısı

Elma, nar, çilek vb.

Uygulama

Aşurelik buğdayı çok iyi yıkıyorum. Renginin açılması için birkaç tur, yıkayıp suyunu süzüyorum.

En son, tencereye koyup üzerini geçene kadar su ilave ediyorum ve kaynamaya başladığı anda son kez suyunu süzüyorum.

İyice yıkandığından emin olduğum! Buğdayları yine tencereye alıyorum, üzerini 3-4 parmak geçecek kadar bolca su ilave ederek kaynamaya bırakıyorum.

Kaynamaya başladığında, tencereyi ocaktan alarak, kalın sofra örtüsüne sararak ılık bir ortamda 4-5 saat bekletiyorum. Tıpkı yoğurt mayalamak gibi. Bu basit işlemi gece yapıp sararsanız, sabah kalktığınızda buğdayların çiçek gibi açılarak bütün tencereyi kapladığını görebilirsiniz. Benim için en basit buğday pişirme yöntemi budur arkadaşlar.

Haşlanmış ılık buğdaylar elimizin altında olduktan sonra, yalancı aşureyi hazırlamak için sadece birkaç dakika yeterli.

Damak tadımıza uygun olarak şeker ilave ediyorum, ben çok az kullandım, bal da olabilir sanırım, nasıl isterseniz…

Kuru üzümleri yıkayarak buğdaylara ilave ediyorum.

Kuru kayısı ve inciri de yıkayıp, minik küp şeklinde keserek yalancı aşureye ilave ediyorum.

Bir elmayı yine çok küçük doğrayarak ilave ediyorum.

Üzerini fındık, fıstık, damla çikolata ile doldurup! Servise hazır hale getiriyorum.

İşte; sağlıklı, besleyici, pratik ve güzel bir tatlı…Daha ne olsun?

Yalancı aşurede kullandığım çileği bahçeden kopardım, çilek fidelerimiz yediveren, hala üzerlerinde çiçekler ve kızaramamış beyaz çilek taneleri var 🙂

Kasım 3, 2010 İftar Yemekleri Tarifleri, Tatlılar kategorisine gönderilmiş - devamı

Yalancı Kalamar

Kasım ayında haftaya güneşli bir günle başlamak ne güzel değil mi? İnşaallah bütün hafta böyle devam eder. Hava kapalı olduğunda mutfakta iş yapmayı hiç sevmiyorum, özellikle yaptığım tariflerin fotoğraflarını çekerken ışık yetersiz geliyor ve güzel çıkmıyor. Güneşin bu nedenle benim için önemi büyük 🙂

Bugün paylaşacağım tarif; yalancı kalamar. Soğumasına bile fırsat kalmadan yalanıp yutulacak kadar lezzetli ve kolay bir tarif. Tabi gerçek kalamar kullanmıyoruz, tavuk göğüs eti ya da tavuk incik, yapacağımız yalancı kalamar için yeterli.

Bu arada, tavuk eti konusunda çok hassas davranıyor ve genellikle hazır tavuk kullanmıyordum. Sevgili Aslıhan ın Erpiliç ile ilgili yazısını okuduktan sonra, marketlerde erpiliç arayışım başladı ve en sonunda buldum 🙂 Aslıhan ın yazısını mutlaka okumanızı tavsiye ederim, sonrasında karar sizin…

Tarifi bir dilim bir tutam – Serap arkadaşımın etkinliğine gönderiyor ve başarılar diliyorum.

Malzemeler

1 adet tavuk göğüs eti

1 soğan

3-4 diş sarımsak

Kekik, kırmızıbiber, kimyon

Köri,tuz, karabiber

1 yemek kaşığı domates sosu

2 yemek kaşığı zeytinyağı

Kızartmak için;

1 yumurta

3-4 yemek kaşığı un

3-4 yemek kaşığı galeta unu

Bol miktarda sıvıyağı

Uygulama

Önce tavuk etini hazırlayıp, bir süre buzdolabında bekletmek gerekiyor. Bunun için; göğüs etini parmak şeklinde kesiyorum. Çukur bir tabağa alarak içine, ince rendelediğim soğanı, sarımsağı, baharatlar ve domates sosu ile zeytinyağını ilave ederek, güzelce karıştırıyorum.

Tabağın üzerini streçleyip buzdolabına kaldırıyorum. Tavuk etleri bu marinatın içinde birkaç saat beklerse nefis oluyor. Bir gün bile bekleyebilir, ben bir kısmını ertesi gün kızarttım, o kadar lezzetli olmuşlardı ki, çerez gibi yedik.

Buzdolabından çıkan yalancı kalamarları önce una, sonra hafif çırpılmış yumurtaya ve en sonunda galeta ununa bulayarak bol ve kızgın yağda kızartıyorum.

Galeta unu, kızartma yağında yanmadığı için çok pratik ve sağlıklı oluyor, bu kısmı bence atlamayın, galeta unu yerine un kullanmanızı hiç önermem!

Marul salatası eşliğinde ve bademli pilav ile servis yapıyorum.

Kasım 1, 2010 Et Yemekleri, İftar Yemekleri Tarifleri kategorisine gönderilmiş - devamı

Kremalı Kemalpaşa Tatlısı

Havaların soğuması ile doğru orantılı olarak tatlı isteğimiz de arttı, benim için yapımı en kolay ve güzel tatlı ise, kremalı kemalpaşa tatlısı…

İlçemizin ünlü tatlısını daha önce burada anlatmış, gerçek kemalpaşa tatlısını ilçe dışında bulmanın çok zor olduğunu, marketlerde gördüğünüz küçük, taş gibi tatlıların, gerçek tatlıyla isim benzerliği dışında hiçbir ortak yanı olmadığını yine hatırlatmak isterim.

Biz, tatlıyı yazın, vanilyalı dondurma ile kışın da kaymakla ya da tahinle yemeyi seviyoruz.

Kaymak da çok ilginç ki, ilçemizin Uluabat gölü kıyısında bulunan Karaoğlan köyünden geliyor. Malum, göl kıyısı, bataklık ve doğal olarak manda yetiştiriciliği yapılıyor. Tadına doyamayıp, kalorisine rağmen arada sırada yediğimiz o karbeyazı nefis kaymaklar, gerçeğini muhtemelen görmediğimiz mandaların sütünden elde ediliyor.

Geçen kış, koyun sütü bulamadığım dönemlerde imdadıma bu manda sütleri yetişmişti. İçine manda sütü katılan yoğurtlar çok güzel ve katı kıvamda oluyor, çok fazla sulanmıyor. Ayrıca kaynatıp bir gece buzdolabında bekletince, ertesi sabah kocaman bir tabak kaymak elde ediliyor.

Kaymağın olmadığı durumlarda, tam yerini tutmasa da süt kreması iyi bir alternatif.

Malzemeler

25 adet Kemalpaşa tatlısı

1 litre su

800 gr. şeker

Birkaç tane karanfil (isterseniz)

1 paket süt kreması

Uygulama

Kemalpaşa tatlılarının üzerinde 750 gr. şeker yazmasına rağmen, ben biraz daha fazla koyuyorum. Bu biraz da tercihinize bağlı, belirtilen şeker miktarından daha az koymayın yeter,yoksa çok yumuşak tatlılarınız olur.

Şeker ve su kaynamaya başladığında, karanfil tanelerini ve tatlıları ilave ediyorum. 10-15 dakika tencerenin kapağı kapalı olarak haşlayıp, daha sonra şerbetin koyulaşması için kapağı açıyorum. Tatlılar genellikle orta ve yükseğe yakın ısıda haşlanır. Düşük ısıda dağılabilirler.

Şerbeti çok koyulaşmadan ocaktan alıyorum. Şerbetin tamamen bitmesini beklemeyin, dinlendikçe tatlılar şerbeti içine alıyor.

Ocaktan aldığım tatlıları 5-6 dakika tencerede dinlendirip, geniş yüzeyli bir tepsiye tek kat halinde aktarıyorum. Kalan şerbeti üzerlerine dökerek, soğuduktan sonra buzdolabına kaldırıyorum.

 

 

Süt kremasını kullanmak için, önce çok soğuk olduğundan emin olmamız gerekiyor. Ben kullanmadan önce dondurucuda biraz bekletiyorum. Şeker ilave etmeden mikserle çırpıyorum. Tıpkı krem şanti gibi kabarıp, krema halini alıyor.

 

 

Krem şanti yerine niye süt kreması diye soracak olursanız; krem şanti çok tatlı, iki tatlı bir araya geldiğinde çok ağır oluyor:) Oysa süt kreması, nispeten kaymak vazifesini gördüğü için tatlıyı kesiyor ve daha kolay yeniliyor. Tabi bunlar benim tercihlerim, sizin damak tadınıza hangisi uyuyorsa o şekilde servis yapabilirsiniz.

 

 

Sonuç; Kemalpaşa tatlısı her şekilde güzeldir ve sipariş yolu ile tatlı talep eden ve ilgilenen arkadaşlara buradan çok teşekkür etmek istiyorum, harika yorumlar ve geri dönüşler alıyorum. Sizin isteğiniz doğrultusunda Kemalpaşa tatlısı servis ve sunum şekillerini de paylaşacağım inşallah.

 

Ekim 23, 2010 Ramazanda İftar Menüleri, Tatlılar kategorisine gönderilmiş - devamı

Elmalı Tart Ve Güzel Bir Buluşma

 

Oldukça hareketli, ziyaretler ve misafirler ile dolu geçen bir hafta nedeniyle tariflerim aksadı, arkadaşlarımı ziyaret edemedim, affınıza sığınıyorum 🙁

Dün gelen özel misafirlerim için yaptığım elmalı tart tarifini paylaşmak istiyorum şimdi. Daha önce bezeli elmalı tart olarak benzer bir tarifi paylaşmıştım.Ara katında kullandığım tarçınlı ve cevizli elma karışımı yerine farklı meyveler de kullanılabilir.

Tarife geçmeden önce güzel bir buluşma hikâyesi;

Yıllar önce yollarımız Aladağların eteğindeki küçük bir kasabada, Çamardı ‘ da kısa süreli olarak birleşmişti Sevgili Çiğdem ile.

Aladağlar

Birkaç ay önce tesadüfen sitemi bulan ve Bursa ya geldiğinde beni de ziyaret eden arkadaşımı görmek, benim için de büyük bir mutluluktu. Sonbaharın hüznüne ve dışarıdaki serin ve yağmurlu havaya inat, bizim sohbetimiz sımsıcak ve çok samimiydi. Çocuklarımızdan, yemeklerden, hayattan, bahçeden kısaca her şeyden bahsettik.

Bahçede kısa bir tur atarken, çilek tarhı, kudret narları hiç yabancı gelmedi sevgili arkadaşıma 🙂 Büyüyen lahanalara bakıp, “ben küçük halini görmüştüm sitede” dediğinde, hepimiz neşeyle güldük.

Yemek sitemin böyle güzel buluşmalara vesile olması harika değil mi?

Malzemeler

Tart hamuru

125 gr. tereyağı (soğuk)

2 su bardağı un

1 yumurta sarısı

1/ 2 paket kabartma tozu

2 çorba kaşığı şeker

1 kahve(türk) fincanı süt(soğuk)

1 fiske tuz

Elmalı İç harcı

2 adet elma

4 çorba kaşığı şeker

1 çay kaşığı tarçın

1/ 2 su bardağı iri dövülmüş ceviz

Biraz limon suyu(elmaların kararmaması için)

Beze

2 yumurta beyazı

Bir fiske tuz

125 gr. şeker

Uygulama

Önce elmalı iç hazırlamak istiyorum. Kullanma aşamasında en azından ılık olmalı, soğumuş olursa daha iyi olur. Böyle birkaç aşamalı tarifleri yaparken, iç harç malzemesini bir gün önceden hazırlamak çok pratik oluyor.

Elmaları soyup rendeledikten sonra şeker ve limon suyu ilavesi ile suyunu salıp, çekene kadar pişiriyorum. Suyunu tamamen çekmeli!

Ocaktan alınca tarçını ve iri dövülmüş cevizi ilave ederek soğuması için bir kenarda bekletiyorum. Havalar serinlediği için balkonda kısa sürede soğutmak mümkün:)

Tart hamuru için; bütün malzemeler ile bir hamur yapıyor ve hamuru streçle sararak buzdolabında bir saat dinlendiriyorum. Dolaptan alınca, iki parçaya bölerek her birini ayrı ayrı merdane ile tart kalıbına göre açıyorum.Tart hamurunun güzel olması için püf noktalar burada

Bu arada yeni aldığım ve çok memnun kaldığım tart kalıbındanburada bahsetmeden olmaz; fotoğrafta da gördüğünüz gibi bu tart kalıbının alt tabanı çıkabiliyor. Bunun tartı keserken ve servis yaparken ne büyük bir kolaylık sağladığını anlatamam. Kalıbı İKEA dan aldım, fiyatı da makul, 12.9 dı sanırım. Kesinlikle tavsiye ederim, ben neden daha önce almadım diye kendime kızıyorum şimdi 🙂

Açtığım tart hamurunun bir tanesini kalıba transfer ediyor ve üzerine elmalı cevizli harcı koyuyorum. Diğer hamuru da üzerine kapatıp fırında iyice pembeleşene kadar pişiriyorum.

Bu arada bezeyi hazırlamak için; oda ısısında bekletilmiş yumurta aklarını temiz ve kuru bir kapta çok az tuz ilavesi ile mikserle çırpmaya başlıyorum, birkaç dakikadan sonra azar azar şekeri ilave ediyorum. Bu arada çırpmaya devam ediyorum. Sert bir doku oluşana kadar 5-6 dakika çırpıyorum.

Fırında iyice pembeleşen tartı dışarı alıyor, fırının ısısını 90 C. düşürüyorum. Bezenin düşük ısıda pişmesi gerekli ve ben bezeyi tartın üzerinde hazırlayana kadar fırının iç ısısı da biraz düşmeli.

Tartın üzerine bezeyi eşit şekilde kaşık yardımıyla paylaştırıyorum. İsterseniz bu aşamada parmağınızla ya da kaşıkla istediğiniz şekiller yapabilirsiniz.

Tekrar fırına giren bezeli tart, yaklaşık 30 dakika daha beze sertleşene kadar pişiyor.

Servis sırasında keserken üzerindeki beze katı biraz kırılıyor, bunun çaresini muffin kalıplarında porsiyonluk yaparak çözmüştüm daha önce.

 Beze kırılmadan nasıl kesilir? Bunun bir püf noktası var mı? Şimdilik bilmiyorum…

Related Posts with Thumbnails
Ekim 9, 2010 Kekler ve Kurabiyeler kategorisine gönderilmiş - devamı