“yapılışı” etiketi ile etiketlenmiş yazılar

Çilek Reçeli Tarifi

 

 

En sevdiğiniz meyve nedir diye sorduklarında; ilk aklıma gelen,muhteşem kırmızı rengi ve nefis aromasıyla çilek olurdu herhalde :)  Çilek reçeli ve çilek marmelatına da bayılırım. Bir türlü gözüm doymaz, söz konusu çilek olduğunda, bahçede çilek yetişmediği yıllarda kasa ile de aldığım olmuştur fiyatına hiç aldırmadan (çilek kasaları küçük oluyor arkadaşlar, 3-4 kiloluk sanırım )

İçinde çilek fidelerinin olduğu bir bahçe hayalim vardı, o da gerçekleşmiştir! Bahçedeki 100 bodur elma ağacının altına 5 adet yediveren çilek fidesi ekilmişti, 3-4 yıl önce, ilk yıl çok güzeldi, çileğe doyduk. Ertesi yıl çilek fideleri toprak ve damla sulamayı sevince çoğaldılar, her bir ağacın altında 10- 15 fide oldular ve artık siz düşünün çilek miktarını :)

 

 

Bulabildiğimiz en büyük kaplarla, tepsilerle çilek topladık o yıl. Çilek toplamak saatlerimizi alıyordu, komşularımız bile çileğe doydu.

Sonra, elma ağaçlarının altındaki çilek fideleri ile baş edemedik ve azaltarak bahçenin başka bir yerine tahliye ettik. Şimdi yetecek kadar çilek yapıyorlar.

Çilek reçeli yaparken biraz farklı bir yöntem kullanıyorum. Öyle şekere yatırıp bir gece bekletme ve saatlerce kaynatma yok benim tarifimde. Çok çabuk oluyor, çok pratik ve kolay aynı zamanda. Tabi bir o kadar da nefis !Bu konuda gerçekten çok iddialıyım, denediğinizde şimdiye kadar yaptığınız en canlı renkli ve en nefis reçel olacak, inanın :)

 

 

Malzemeler

1 kilo küçük boy çilek

1 kg. şeker (pancar şekeri)

2-3 çorba kaşığı su

1 limon suyu

1 çay kaşığı tereyağı

 

 

Uygulama

Çilekleri yıkayıp, saplarını temizledikten sonra, mutfak tartısı ile tartıyorum. Şeker miktarını en doğru şekilde ayarlamak için.

Mutfak tartınız yoksa ve 1 kilo çilek almışsanız; saplarını temizlediğinizde ve en az 5-6 tane çileği de beğenmeyip attığınızda, yaklaşık 900 gr çilek kalacak elinizde. Şeker ilave ederken bu noktayı göz önüne almanızı tavsiye ederim. Ayrıca, ben nişasta bazlı şeker yerine pancar şekeri kullanıyorum.

Ayıklanmış çilekleri tencereye alarak, üzerine yine tartarak şekeri ilave ediyorum. Çok az, 2-3 çorba kaşığı kadar su ilavesi ile ocağa alıyorum.

Suyu niye ilave ettim? Çileği, suyunu salması için bekletmediğim için, şekerin ilk birkaç dakikada tencerenin dibine yapışmadan erimeye başlaması için çok az su gerekli. Daha sonra ısı ile şeker erimeye başlayacak ve aynı anda çilekler de ısı ile su salmaya başlayacaklar. Kaynarken çok fazla köpük oluşmaması için bir çay kaşığı tereyağı ilave ediyorum.

Çilekleri şeker eriyene kadar ve çilekler su salmaya başlayana kadar 3-5 dakika normal ısıda, kaynamaya başladıktan sonra 8-9 dakika kuvvetli ısıda kaynatıyorum.

Bu arada önemle büyük boy tencere kullanmanızı tavsiye ederim,  çilek reçeli kaynarken çok kabarıyor, tencereden taşmasın diye ısıyı azaltırsanız bu kez çabuk reçel olmaz.

Reçelin son 1 dakikasında limon suyunu ilave ediyorum.

 

 

Bu şekilde kısa sürede ve kuvvetli ısıda yapılan reçellerde, reçelin rengi inanılmaz güzel oluyor. Canlı rengine hayran olacaksınız. Çileklerin formu bozulmuyor ve bekleterek çok fazla su salmasına izin vermediğimiz için, reçeldeki tane ve reçel şerbeti oranı da dengeli oluyor.

Reçeli az yapmışsanız ve hemen tüketilecekse sorun yok, ama çok yapmış ve kışın tüketmek için saklamak istiyorsanız; reçel sıcakken kavanozlara koyarak, sıcak suda 2-3 dakika bekletilen kapaklar ile kavanozu sıkıca kapatmanızı ve tamamen soğuyana kadar ters çevrilmiş şekilde bekletmenizi tavsiye ederim.

 

 

Ramazan da iftar sofralarında biz kahvaltılık yiyecekler de koyarız masaya, reçel, peynir, zeytin gibi…

Bu çilek reçeli ramazan sofralarını da süsleyecek inşallah…

 

Temmuz 29, 2011 Reçeller kategorisine gönderilmiş - devamı

Kıymalı Biber Dolması

 

kıymalı biber dolması

Vazgeçemediğimiz bir yaz yemeği, kıymalı biber dolması. Nedense çocuklar çok sevmiyor, sanırım biberlerin kabukları ile ilgili bir sorun.

Farklı türde bir sürü dolmalık biber var, benim en sevdiğim ince kabuklu ve küçük boy dolmalık biberler ama her zaman bulmak mümkün olmuyor. İnce kabuklu biberler piştiğinde, biberin kabuğu yenilirken hiç belli olmuyor. Kalın kabuklu biberler denk gelmişse, son çare biberin kabuğunu ayırmak oluyor ne yazık ki :(

Zeytinyağlı ya da kıymalı her şekilde biber dolması bize özgü bir lezzet, bir Türk yemeği. Kışın kurutulmuş biber ve patlıcan ile yapılan kuru dolmanın da tadına doyum olmuyor gerçekten…

Kıymalı biber dolması yaparken en önemli nokta pirinç miktarını belirlemek; dolma içini fazla hazırlayıp, kalan malzemeyi ne yapabilirim diye düşünmektense biber sayısına göre pirinç miktarını belirlemek en doğrusu…

Dolmalık biberler küçük boy ise; her bir biber için bir tatlı kaşığı pirinç yeterli geliyor.

Dolmalık biberler orta ve büyük boy ise; her biber için bir yemek kaşığı pirinç yeterlidir. Gözünüze az gibi gelebilir ama kıyma, soğan ve domates ilave edildiğinde yeteri kadar iç malzemenizin olduğunu göreceksiniz.

Dolma yaparken, yazın domatese ilave olarak karışık domates – biber salçasından da biraz kullanıyorum. Bu salça tarifini şiddetle tavsiye ederim, çok katı bir salça olmuyor, sos kıvamında ve inanılmaz lezzetli :)

 

 

Biberlerin içini doldururken çok sıkıştırmadan doldurmanız gerekiyor, üzerinde domatesin yerleşebileceği kadar da bir boşluk olmalı. Pişirme süresi ve ilave edilen su miktarı da çok önemli. Ne kadar pirinç kullanılmışsa, örneğin 1 bardak pirinç kullanılmışsa, 1,5 bardak su yeterlidir. Pilav yaparken kullandığımız ölçüyü esas almayın, çünkü dolma içinde domates gibi piştiğinde su salan malzemeler olacaktır. Ayrıca kontrolsüz su ilave edildiğinde suyunu çekmesi için biraz daha fazla pişirilecek ve o zaman da dolmanın içindeki pirinçler fazla pişip lapa gibi olacaktır.

Biber dolmasında kullanılan pirince dair bir şey yazmak gerekirse; pilavlık baldo pirinç olmasa da, iyi kalite pirinç kullanmanızı tavsiye ederim.

Malzemeler

12 adet büyük boy dolmalık biber

12 yemek kaşığı pirinç

200 gr. Kıyma

1 büyük boy soğan

3 adet domates

1 adet domates ( biberlerin ağzına kapatmak için)

1 yemek kaşığı karışık sos

Küçük bir demet taze nane

Küçük bir demet maydanoz

Tuz, karabiber, kekik

2-3 servis kaşığı sıvıyağ

 

 

Uygulama

Dolma biberlerini güzelce yıkayarak çekirdek kısımlarını alıyorum. Bunu yaparken basit bir aparat çok işime yarıyor.

Dolma içini hazırlamak için; soğanı ince doğruyor, biber sayısına göre pirinç miktarını belirledikten sonra, pirinçleri yıkayıp süzerek soğanla buluşturuyorum.

Domatesleri doğruyor, maydanoz ve naneyi ince kıyıyor ve karışık sosu ilave ediyorum.

Kıymayı, tuz, karabiber ve biraz da kekik ilave ediyorum.

Bir servis kaşığı sıvıyağ ilavesinden sonra bütün malzemeyi güzelce karıştırıyorum.

Biberleri çok sıkıştırmadan doldurup, ağzını domates ile kapatıyorum, tencereye yerleştiriyorum.

Üzerine 2 servis kaşığı sıvıyağ ve pirinç miktarının 1,5 katı kadar su ilave ederek, kaynama noktasına kadar yüksek, daha sonra hafif ısıda yaklaşık 30 dakika pişiriyorum.

Yanında ev yapımı yoğurt ile servis yapıyorum.

 

 

 

Temmuz 20, 2011 İftar Yemekleri Tarifleri, Sebze yemekleri kategorisine gönderilmiş - devamı

Sütlü Kabak Tatlısı Ve Beyaz Turp Çorbası (Thai mutfağından)

 

Balkabağını Hindistan cevizi sütü ile pişirmeyi ya da salata yapmak için alınan beyaz turpu tavuk suyu çorbada kullanmayı eminim birçoğunuz denememiştir:)

 Hatta kulağa biraz garip geliyor değil mi?

Hindistan cevizi sütü, Asya mutfağında çok kullanılan bir malzeme; çorbalarda, yemeklerde ve tatlılarda olmak üzere çok geniş bir kullanım alanı var.

Sevgili Latife, balkabağını Hindistan cevizi sütü ile pişireceğiz dediğinde inanın hiç şaşırmadım, hatta güzel olacağını daha baştan tahmin ettim :)

Malzemeler

1 su bardağı su

1 litre Hindistan cevizi sütü

1 su bardağı şeker

Kavrulmuş susam(süslemek için)

1 kg. kadar balkabağı

Uygulama

Balkabağının kabuklarını soyup, çekirdek yatağını derince çıkarıyoruz. Parmak şeklinde keserek tatlı yapacağımız tencereye alıyoruz.

Üzerine Hindistan cevizi sütü, bir su bardağı su ve şekeri ilave ediyoruz. Şeker miktarını damak tadınıza göre arttırabilirsiniz. Burada Hint ve Pakistan tatlıları dışında çok şekerli bir tatlıya rastlamak mümkün değil. Aslında tuzu da çok kullanmıyorlar, ekmek de yok; halkın çoğunluğu bu nedenle zayıf ve olduğundan daha genç görünüyor.

Hindistan cevizi sütü kalorisi çok yüksek bir besin, bu nedenle biraz da su ilave ediyoruz. Bu da isteğe bağlı, isterseniz sadece Hindistan cevizi sütü ile pişirebilir ya da su miktarını biraz daha arttırabilirsiniz, su ilave edilmediğinde tatlı daha koyu kıvamlı oluyor, tercih sizin :)

Kaynama noktasından sonra, ısıyı biraz azaltıyoruz, yaklaşık yarım saatte tatlımız hazır. Kabakların istediğimiz ölçüde yumuşaması yeterli. Suyu biraz fazla gibi görünebilir ama soğuyunca koyulaşıyor ve suyunu çekiyor merak etmeyin.

 

 

Tatlıyı servis yaparken bu kez de kavrulmuş susam kullanabilirsiniz.

Denemeniz tavsiyesi ile Mynmar dan dan sevgiler…

Beyaz Turp Çorbası

 

 

Uzakdoğu mutfağında çorbalar bizdekinden çok farklı, çorbanın suyu resmen “su” gibi oluyor, içindeki malzemeler iri parçalar halinde çorbaya ilave ediliyor. Burada bildiğimiz kereviz yaprağını yemeklerde ve çorbalarda çok kullanıyorlar, yine zencefil ve sarımsak vazgeçilmez yemek malzemeleri ve tabi ki acı biber… Bizim çiçek biberi dediğimiz ve çok acı olan biberler Mynmar da çok popüler.

Kışın salatada kullandığımız beyaz turp ile tavuk suyu çorbası yapıyoruz. Çok hafif ve besleyici bir çorba oluyor, özellikle diyet yapanlar ve zayıflamak isteyenler için harika!

Malzemeler

Bir paket tavuk eti (tercihen küçük ve kemikli)

2-3 adet beyaz turp

Birkaç dal körpe kereviz yaprağı

Tuz

Karabiber(isterseniz)

Uygulama

Asya mutfağında, çorbalarda kullanılan tavuk eti genellikle kemikli oluyor, bana başlangıçta çok garip gelmişti, hala da alışabilmiş değilim.

Çorbada kullanacağımız tavuk parçalarını güzelce yıkayarak tencereye alıyoruz, üzerine yeteri kadar su ilave ederek kaynamaya bırakıyoruz, hafif ısıda kaynarken üzerinde oluşan köpükleri alıp atıyoruz.

Tavuk etleri kısmen piştiğinde, tuz ilave ediyoruz.

Beyaz turpu soyarak küçük küp şeklinde kesiyoruz, çorbaya ilave ediyoruz. Yaklaşık 20 dakika daha kaynatmaya devam ediyoruz. İşte bu kadar :)

Çorbanın altını kapatıp, birkaç dakika dinlendiriyoruz ve servis yaparken üzerine doğranmış kereviz yaprağı ilave ediyoruz.

Mynmar dan sevgiler…

Şubat 27, 2011 Çorbalar, Tatlılar, Uzakdoğu Seyahati-Mynmar kategorisine gönderilmiş - devamı

Mantar Sote (Melki Mantarından)



Bu yıl sonbahar da yağan yağmurların çok olması ve havaların ılık geçmesi nedeniyle ormanda, dağda bayırda mantarlar coşmuş. Hatta artık zamanı geçiyor bile! Daha önce mantarlı elde açma börek tarifi vermiştim şimdi de sırada melki mantarından sote var.

Doğal olarak yetişen her bitkiye, sebzeye bayılıyorum. Şu an ne yetişmişse, bize ne sunulmuşsa, bizim için ideal olan budur! Diye düşünürüm. Kışın yeşil kabak aramaya, patlıcan yemeği diye ısrar etmeye gerek yok. Dondurucular sayesinde bunun bile çaresi ve kolaylığı bulunduktan sonra, serada yetişen mevsim dışı sebze ve meyvelere hiç bakmam bile !

Doğal mantarı her zaman bulmak, hele melkiyi bulmak çok büyük bir şans. Bunun dışında hepimiz kültür mantarına mahkumuz.

Bursa ve Balıkesir civarında melki diye isimlendirilen çam mantarının farklı isimleri var. Çintar ve kanlıca mantarı bunlardan bazıları. Ülkemizde en çok Bolu ve çevresinde oluyor, ben ilk defa Balıkesir in şirin ilçesi Dursunbey de yemiştim. Bir kere yediğinizde kesinlikle bağımlılık yapıyor, bir daha yemek için gelecek yıl sonbahar gelsin diye sabırsızlıkla bekliyorsunuz :)




Melki den biraz bahsedecek olursak;

Mantar bütünüyle gevrek yapıdadır. Kolaylıkla kırılarak küçük parçalara ayrılabilir.

Gövde kesildiği, kırıldığı yada berelendiğinde havuç suyuna benzer, koyu portakal rengi bir sıvı çıkar.

Şapkanın üzeri açık yada koyu portakal renginde dar, merkezi halkalarla kaplıdır.Şapkanın altında bulunan lameller gövde ile aynı, portakal rengindedir.

Mantarın eti beyazdır. Ancak kesildiği yada zedelendiğ zaman, çıkan sıvı tarafından az yada çok portakal rengine boyanır. Bir süre sonra bu renk önce koyu kırmızıya daha sonra da yeşile dönüşür.

Kendine özgü hoş bir kokusu vardır.




Yetiştiği yerler ve özellikleri:

Genel olarak iki türü bulunur. Bir tür köknar ağacı ile diğer türü çam ağacı ile sembiyoz yaşadığından genel olarak bu tür nemli ormanlarda yetişir. Çam iğnelerinin altında gruplar halinde ya da tek tek görülürler.




Püf Noktalar

Kanlıca mantarlarının temizlenmesi oldukça kolaydır. Mantar gövdesi döndürerek koparıldıktan sonra sadece küçük topraklı ayakucunu kesip atmak yeterlidir. Şapkanın üzeri yapışkan olmadığından ayrıca temizlemeğe gerek olmaz.

Geçkin mantarların tadı biraz sert olabilir. Bunu gidermek için mantar parçalara ayrılıp kapalı bir kapta bir kaç dakika ilave su içinde kaynatılıp suyu dökülür.

Melki mantarının en kıymetli olanı küçük ve körpe olanlarıdır, küçük mantarlar çok daha çabuk pişer.




Malzemeler

1/ 2 kg. temizlenip ayıklanmış melki mantarı

6-7 diş sarımsak

Tuz ve karabiber

Zeytinyağı

Uygulama

Melki mantarının en kıymetli olanı küçük olanlarıdır. Bunlar daha körpe olur ve daha çabuk pişer. Bunu göz önünde bulundurarak aldığım melkileri topraklı kısımlarından temizliyor ve yıkayıp kuşbaşı şeklinde doğruyorum.

Tencereye 3-4 servis kaşığı zeytinyağı koyarak içine soyulup, rendelediğim sarımsakları ilave ediyorum. Çok hafif kavurduktan sonra melkileri ilave ediyor ve birkaç dakika kavuruyorum.

Bu arada mantarlar su salmaya başlıyor, ocağın ısısını azaltıp, tencerenin kapağını kapatıyorum. Melki yi pişirmek, tıpkı kuzu eti pişirmek gibi. Ben tadını da ona benzetiyorum.

Melkiler suyunu salıp, çekene kadar, kendi suyunda pişiyorlar, bu yaklaşık yarım saat sürüyor.

Suyunu çeken melkileri isterseniz çok az yağ ilavesi ile tencerenin kapağı açık olarak ve devamlı karıştırarak 3-5 dakika daha kavurabilirsiniz. Tuzunu ve karabiberi ilave etmeyi unutmayın.

Sadece bu kadar! Afiyet olsun…



Kasım 24, 2010 Sebze yemekleri kategorisine gönderilmiş - devamı

Somon Balıklı Makarna

 

kemalpaşa tatlısı

Bir makarnayı en güzel ve besleyici nasıl pişirebilirim sorusuna cevap ararken bulunan bir tarif, somon balıklı makarna. Özellikle evde küçük ve yemek yemekte nazlanan bir yaramaz minik varsa, hem balığı hem de makarnayı beraber yedirerek dengeli bir öğün oluşturabilir ve bazen çocuk menülerinin ne kadar da lezzetli olduğunu düşünerek, geri kalan makarnadan siz de afiyetle nasibinizi alabilirsiniz.

Somon balığı olmadığı zamanlarda buzdolabının demirbaşı olan bir küçük kutu ton balığı da aynı lezzeti yakalıyor. Daha önce tarifini burada vermiştim.

Bugün yaptığım makarnanın içinde minik doğranmış bir küçük havuç ve haşlanmış bezelyeler var. Ayrıca biraz da taze nane ile renklendirmek istedim.

       Malzemeler

Yarım paket makarna

Küp doğranmış bir küçük kâse somon balığı

Zeytinyağı

2 servis kaşığı kadar haşlanmış bezelye

1 diş sarımsak

Tuz, karabiber

Taze nane, maydanoz

kemalpaşa tatlısı

      Uygulama

Makarnayı tuzlu kaynar suda haşlayıp, suyunu süzüyorum. Makarnayı sadece bir öğün için hazırlayacaksam genellikle suyunu süzmeden kullanırım. Böyle durumlarda suyunu ölçülü koymak çok önemli, hemen hemen suyu bittiği anda makarna da pişmiş olmalı. Suyu çok koyup, suyun bitmesini beklerseniz çok pişmiş bir makarna ile karşılaşabilirsiniz.

Küp doğranmış somon balıklarını ve küçük doğranmış havuçları buharda 10 dakika pişiriyorum. 2 servis kaşığı zeytinyağını sos tavasına alıp, kıyılmış sarımsağı ilave ediyorum, kısık ateşte birkaç dakika kavuruyorum. Buharda pişmiş olan somon balıklarını, havuçları, haşlanmış bezelyeyi ekleyip karıştırıyorum. Tuz ve karabiberi ilave ediyorum.

Makarnanın üzerine hazırladığım karışımı ilave edip harmanlıyorum. Üzerini taze nane yaprakları ve kıyılmış maydanoz ile renklendirebilirsiniz. Bu noktada minik yaramazın tercihlerini göz önünde bulundurmanızı tavsiye ederim. Çok ince kıyılmış maydanozu benim küçük oğlum fark etmeden afiyetle yedi.

Nisan 2, 2010 Balık Tarifleri, Pilavlar ve Makarnalar kategorisine gönderilmiş - devamı

Kandil Simidi

Pastanedeki kuru pastaların tadını çok sevmenize rağmen, benim gibi, acaba nasıl yapılıyor, içine ne konuluyor diye düşünüp alamıyorsanız, bu tarifi sakın kaçırmayın derim… Yıllardır tuzlu simit diye de tabir edilen bu kuru pastalardan yapardım ama bir türlü istediğim gibi olmazdı.

Sonra çok sevdiğim bir arkadaşımdan bu tarifi buldum. Yazın komşumuzun kızının aile arasında yapılan nişan töreni için de yaptık ve herkes tarafından çok beğenildi, böylece mahlepli susamlı simit,  siteye eklenecek güzel tarifler arasında yerini aldı. Ben bugün yaptığımda, aşağıdaki malzemelerle 30 adet kuru pasta elde ettim…

 

 

Malzemeler

100 gr. tereyağı

1 kahve fincanı zeytinyağı

1 yumurta sarısı (akı üzerine sürülecek)

Yarım kahve fincanı sirke (ben elma sirkesi kullandım)

1 tatlı kaşığı mahlep

1 çorba kaşığı tozşeker

Tuz

Bir paket kabartma tozu

300- 350 gr. un

       Üzeri için;

susam, çöreotu, haşhaş

      Uygulama

Un ve kabartma tozu hariç, bütün malzemeleri karıştırma kabına koyuyorum, unun hepsini bir kerede dökmüyor,    yoğurup hamurun kıvamına bakarak gerekirse ilave ediyorum. Kabartma tozunu da her zaman una karıştırıp, malzemelere ilave ediyorum.

Bildiğiniz kulak memesi yumuşaklığında, belki çok az daha sert bir hamur elde ediyorum. Bu hamurla 30 adet kuru pasta çıktı. Daha önce hamuru elimle şekillendirip uzatarak iki ucunu birleştiriyordum ama birleşme yerleri belli oluyordu. Bu kez farklı bir yöntem denedim ve çok güzel oldu. Hamuru elimle yuvarlattım, yuvarlak küçük bir kalıpla hamurun ortasına bastırarak, ortadaki hamuru çıkardım, böylece hiç birleştirme yeri olmayan tam bir halka elde ettim. Küçük kalıp olarak bugün ilk aklıma gelen krema pompasının ucu oldu, gayet güzel de işe yaradı. Belki daha sonra küçük yuvarlak kalıp yaptırabilirim.

Hazırladığım halkaları önce yumurta akına sonra susama batırarak tepsiye yerleştirdim ve önceden ısıtılmış 200c de üzeri pembeleşinceye kadar pişirdim. Pişerken mis gibi mahlep kokuları mutfağı sardı, hatta bahçeye de gitmiş olacak ki, mutfak penceremin bu kışın devamlı misafiri olan Prenses isimli kedimiz kendi dilince mırıldanarak, ben de istiyorum dedi.

Bir kısmını bitmeden dondurucuya attım, birkaç gün sonra çıkarıp aynı kıtırlığını koruyor mu diye kontrol edeceğim; eğer ilk piştiği gibiyse hemen bir tepsi daha yapıp doğru dondurucuya…

NOT; fotoğrafları 19. 03. 2012 tarihinde güncelledim.

 

 

Mart 30, 2010 Kekler ve Kurabiyeler kategorisine gönderilmiş - devamı

Karnabahar Salatası

 

Bizim evde karnabaharın en çok salatası ve beşamel sosla fırında yapılan yemeği seviliyor. Sebzelere mutfağımızda daha çok yer vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Sanki onlar hep ikinci sırada kalmış.

Yemek davetlerinde hiç karnabahar yemeği ikram ettiğiniz oldu mu? Ya da ıspanak? Açık söylemek gerekirse ben ikram etmedim; her ne kadar bütün sebzeleri sevsem ve mutfağımda sıklıkla pişirsem de,  sebzelerin hak ettikleri yerde olmadığını düşünüyorum. Oysa ıspanak; tüketim açısından Amerika da başı çekiyormuş. Çiğ olarak, salatası yapılarak tüketildiğini okudum! sebzeler, ne kadar taze ve çiğ yenirse faydaları da o kadar çok oluyor.

Sebzelerden ve sağlıklı beslenmeden bahsederken pişirme tekniklerinden biri olan “buharda pişirme” yöntemi, sebzeleri salata olarak tüketeceğimiz zaman kesinlikle uygulamamız gereken bir yöntem. Şu ana kadar almadıysanız, yarınki alışveriş listenize hemen ekleyin derim.

  IKEA da çok basit ve ekonomik bir çeşidi var, ben onu kullanıyorum.

Malzelemeler

         1 adet küçük karnabahar 

Zeytinyağı 

2 diş sarımsak 

1 adet limon ( ben sirke de koyduğum için yarım limon kullandım) 

1- 2 yemek kaşığı elma sirkesi(isterseniz) 

Maydanoz, dereotu

Pul biber, tuz

 

       Uygulama

        Karnabaharlar çiçek çiçek ayrılarak yıkanır ve buharda pişirilir

Sarımsak ince rendelenir, içine zeytinyağı, yarım limon suyu, 1- 2 yemek kaşığı sirke konularak tatlandırılır.

Hazırlanan sos bir kapta karnabaharlarla buluşturulur.

Servis tabağına aldıktan sonra maydanoz, dereotu ve tuz ilave edilir.

Ben hafif acılı pul biberi bu salatada çok seviyorum. Siz de deneyin…

Bu salata ve bir dilim kepekli ekmekle bir öğün geçirenler kendini tebrik edebilir bence.

 

Şubat 2, 2010 Salatalar kategorisine gönderilmiş - devamı

Kemalpaşa Tatlısı Tarifi

Doğup büyüdüğümüz, yaşadığımız yer Mustafakemalpaşa olunca tatlı konusunda yazacak pek çok şey oluyor. Aslında tatlının gerçek adı Kemalpaşa Peynir tatlısı.Çünkü taze peynirden yapılıyor. Yaşadığımız bölge her açıdan çok zengin. Verimli sulak ovalara sahip olduğu gibi ürünleri işleyen fabrikalara da sahip. Öteden beri hayvancılık da yapılıyor. Neredeyse her köyde süthaneler, peynir üreten kooperatifler var.

Sonuçta malzeme bol olunca peynir tatlısı sektörü de geçen yıllarla beraber çok büyüdü. O kadar ki,  peynir tatlısı yerine Kemalpaşa Tatlısı denmeye başlandı. Tabi bu arada isim hakkının alındığını ve Kemalpaşa dışında üretiminin  de izine bağlı olduğunu  belirtmeliyim.

Kemalpaşa tatlısı taze peynir içerdiği için çok dayanmıyor ne yazık ki. Raf ömrü neredeyse 4-5 gün. Üreticiler bunun da çaresini bulup iki kere fırınlamışlar kuru tatlıları. Ama ben alırken, lezzet farkı olduğunu düşündüğüm için, taze tatlıyı tercih ederim.

Kesinlikle size de taze ve büyük olanları seçmenizi öneririm. Küçük ve koyu renk olanları sakın almayın… Aldıktan sonra 1-2 gün içinde tüketeceksem buzdolabında; elimin altında olsun, ani bir misafir gelirse yaparım diye düşünüyorsam dondurucuda saklarım. Dondurucu, tatlıları uzun süre muhafaza etmek için en iyi yoldur.

Yazın dondurma ile kışın kaymak ile tüketilen bu nefis tatlıyı en kısa sürede denemeniz tavsiyesi ile…

Malzemeler

1 paket tatlı ( 25 adet)

1 litre su 

800 gr. Şeker ( Çok tatlı ve ağır sevenler 1 kilo şeker ile de yapabilir.)

İsteğe bağlı 2-3 tane karanfil

Kaymak ya da dondurma

Uygulama

Büyük bir tencereye( ben 5kg.lık tencere kullanıyorum) su ve şeker konulur. İstenirse 2-3 adet karanfil atılır. Şekerli su kaynamaya başladığında tatlılar ilave edilir.

Bu arada ocağın ısısı asla küçük olmamalı; büyüğe yakın orta ısı sanırım iyidir. Tencerenin kapağı kapatılır. Böylece 10 dakika haşlandıktan sonra kapak açılır.

Bundan sonraki 10 dakika açık pişirilir. Çünkü şerbetin kıvam alması ve tatlıların çok  haşlanıp dağılmaması gerekir.

İkinci 10 dakikanın sonunda şerbetin kıvamını alıp tatlıların da dolgun ve parlak bir görünüm aldığı anlaşılırsa tatlılarımız olmuş demektir, ocaktan alınır.

Tencerede şerbeti yuttukları için dolgunlaşıp sıkışan tatlılarımızı rahatlatmak için, bir kaşık yardımı ile teker teker bir borcam tepsiye ya da ona benzer bir kaba yerleştirilir.

Üzerine kalan şerbeti döküp biraz dışarıda dinlendirir daha sonra buzdolabına alınır. Tatlılar bir gün buzdolabında bekletilir, dondurma ya da kaymakla bütünleşirse en lezzetli ve tatlı haline kavuşur.

Related Posts with Thumbnails
Ocak 28, 2010 İftar Yemekleri Tarifleri, Tatlılar kategorisine gönderilmiş - devamı