“doğal” etiketi ile etiketlenmiş yazılar

Kıymalı Tarhana Çorbası

 

Her yörede yapılışı birbirinden farklı olsa da tarhana çorbası bize, ülkemize özgü bir lezzet.Bebekler onunla büyütülür,sabahları okula yetişecek çocuklara sıcacık tarhana çorbası içirilir, özellikle kendimiz yapıp kurutmuşsak, tadına, nefasetine doyum olmaz.

Tarhananın çıkış noktası, yaz sebzelerinden, o canım domateslerden, kırmızı biberlerden sağlıklı bir şekilde kışın da faydalanmak olabilir mi? Bizim yörede yani Bursa’ da tarhana yapılırken içine koyun sütü ile mayalanmış koyun yoğurdu ilave edilir, tarhana karıldıktan sonra bekletilmez, hemen gözeden ya da robottan geçirilir ve serilerek kurutulur. Ben birkaç gün mayalandırılıp yapılan tarhanayı da çok seviyorum, tadı hafif ekşi oluyor.

Bu arada her zaman yapılabilen ama çabuk tüketilmesi gereken “muhacir tarhanası” isminde güzel bir tarif var; onu da en kısa sürede şimdi 92 yaşında olup hafızasıyla beni hayrete düşüren sevgili babaannemden öğrenip sizinle paylaşacağım.

Tarhana çorbası evde hazırlandığı için sağlıklı olduğu tartışılmaz, üstelik yapımı da çok kolay. Şimdi, bizim mutfağımızda çok sevilen ve küçük oğlumun da favorisi olan çorbanın yapımına geçecek olursak;

Malzemeler

1 çorba kaşığı kıyma

1 servis kaşığı sıvıyağ

1- 2 diş sarımsak

2 yemek kaşığı domates sosu veya 1 yemek kaşığı domates salçası

1 litre sıcak su

3-4 çorba kaşığı tarhana

Tuz

Uygulama

Ön hazırlık olarak bir su bardağı kadar suyun içine tarhana ilave edilerek sırası gelene kadar bekletilir, böylece çorbaya ilave edilirken topaklanması önlendiği gibi daha kolay kıvam alması sağlanır.

Sıvıyağda kıyma ve rendelenmiş sarımsak güzelce kavrulur.

Domates sosu ilave edilir, 1-2 dakika malzemelerin birbiriyle bütünleşmesi için karıştırılır.

1 litre sıcak su ilave edilir.Çorbanın kıvamı tarhananın cinsine göre farklılık göstereceğinden bence çorba koyu kıvamlı olursa ilave etmek için kenarda bir miktar sıcak su hazır bekletilmeli.

Tenceredeki malzemeler kaynamaya başlayınca  tarhana ilave edilir ve birkaç dakika hiç durmadan karıştırılır, bu süre içinde tarhana çorbası kıvamını belli edecektir.Eğer koyu kıvamlı ise biraz daha sıcak su eklemek istenilen kıvama gelmesi için yeterli olacaktır.

Orta ısıda 15 dakikada pişen çorbamız servise hazırdır.

Damak tadına göre tuzu ilave edilir.

Ev yapımı pulbiber ve ev yapımı turşu ile buluştuğunda bence lezzetine doyum olmaz.

Eylül 19, 2011 Çorbalar kategorisine gönderilmiş - devamı

Patatesli Kuru Yufka Böreği

 

 

Bizim evde hala babaannemin gelenekleri devam ediyor. Ramazan gelmeden kuru yufkalar yapılır, sahur için peynirli, patatesli kuru yufka börekleri pişirilir. Bu yıllardır böyle, babaannem artık hamur açamasa da bu işin sıkı takipçisidir; Ramazan Ayı gelmeden “ ne zaman yufka yapacaksınız?” sözlerine sık sık muhatap oluruz 🙂 Aslında sac üzerinde pişirilmiş kuru yufkalar kadar güzel bir şey olamaz, babaannem haklı…

Daha önce kuru yufka ile yapılmış börek tarifi paylaşmıştım, bu börek de hemen hemen onunla aynı, sadece iç malzemesini patatesli hazırladım, ama bu bilinen bir iç malzeme değil !

Böreklerde iç harcı olarak patates kullandığımda, lezzetlendirmek adına mutlaka soğan da ilave ediyorum. Soğanı kavurup, patatesleri çiğden içine rendeliyorum, birkaç dakika hepsini birden kavuruyor, sonra bir miktar süt ile patatesi kısmen pişiriyorum. İsteğe bağlı olarak biraz da kaşar peyniri ya da lor peyniri kullandığınızda nefis patatesli börek içi hazır oluyor.

Malzemeler

5 adet kuru çıtır yufka

1/ 2 su bardağı yoğurt

1/ 2 su bardağı sıvıyağ

2 yumurta

1 şişe maden suyu

İç malzeme

2 soğan

3 adet patates

1/ 2 su bardağı süt

100 gr. kadar kaşar peyniri ya da lor peyniri

Tuz, karabiber

 

Uygulama

Önce börek içini hazırlamak istiyorum. Soğanları soyup, küçük doğrayarak teflon tavaya alıyorum, üzerine 1-2 servis kaşığı kadar sıvıyağ ilavesi ile hafif kavuruyorum.

Patatesleri soyarak rendenin iri tarafı ile rendeliyorum, tavaya ilave ediyorum. Soğanlarla beraber birkaç dakika kavuruyorum. Yarım su bardağı sütü de tavaya ekleyerek, patatesler yumuşayıp, sütü tamamen çekene kadar hafif ısıda 7-8 dakika pişiriyorum. Tuz ve karabiber ilave ediyorum.

Böreği yapacağım tepsiyi yağlıyorum. İlk kuru yufkayı çeşmenin altında hafifçe ıslatarak tepsiye yerleştiriyorum. Tepsiniz benimki gibi dikdörtgen ise, yufkayı yerleştirmek için kırmanız gerekecektir.

İkinci yufkayı da aynı şekilde tepsiye yerleştiriyorum.

Üçüncü yufkanın yarısını aynı şekilde tepsiye döşedikten sonra, patatesli iç harcını yufkaların üzerine alıyorum. Kaşar peyniri kullanacaksam rendenin iri tarafı ile patateslerin üzerine rendeliyorum. Lor peyniri kullanacaksam, önceden patatesli harca karıştırıyorum.

Kalan yufkaları da aynı işlemden geçirerek tepsiye yerleştiriyorum.

Maden suyu, yumurta, yağ ve yoğurdu bir kapta güzelce çırpıyorum. Böreğin üzerine her tarafına eşit gelecek şekilde dökerek yapım aşamasını bitiriyorum.

Üzerine susam ya da çörek otu serpebilirsiniz. 200 derecedeki fırında kızarana kadar yaklaşık 30 dakika pişiriyorum.

Fırından çıkıp ılınınca, kesip servis yapıyorum. Böreğin içindeki patatesli harç yumuşak dokusuyla nefis bir tat oluşturuyor, tavsiye ederim…

İftarınız bereketli, dualarınız kabul olsun inş…

 

 

Ağustos 5, 2011 Börekler, İftar Yemekleri Tarifleri kategorisine gönderilmiş - devamı

Mercimek Çorbası Tarifi


Mercimek çorbasının birden fazla ve sonucu çok nefis olan tarifleri var tabi, ben bugün pratik bir şekilde, kısa sürede yapılan mercimek çorbası tarifi paylaşmak istiyorum.

Çorbalarda un kavurmak ve çorbanın kıvamını bu yolla istediğimiz gibi yapmak mümkün. Bizim damak tadımızda çorbalar biraz yoğun olmalı, daha doyurucu ve besleyici olmalı. Türk damak tadı böyle iken, özellikle uzak doğuda  Thai ve Çin çorbaları alıştığımız tat ve görüntüden çok uzakta 🙂 Örneğin, Tayland ın ünlü Tum Yum çorbasında sadece tavuk suyu ve sebzeler ile aromatik bitkiler kullanılıyor.

Ramazan ayında çorbalardan vazgeçmemiz mümkün değil, iftara böyle doyurucu ve besleyici bir çorba ile başlamak için şimdi iş başına…

 

 

Malzemeler ( 8-10 kişiye rahatça yeter )

1 cup kırmızı mercimek

1 büyük boy soğan

1 çorba kaşığı un

2 çorba kaşığı tereyağı

1 çorba kaşığı domates sosu

 

 

 

Tuz

Servis sırasında limon

Uygulama

Bu çorbanın bence en pratik tarafı, çorba yaparken sadece el blenderi ve rende gerekli olması. Bütün yapmamız gerekenleri çorba tenceresinde yapıyoruz, başka kap kacak kullanmak yok 🙂

Öncelikle mercimeği çok iyi yıkamak gerekiyor. Ben bazen yıkamakla da yetinmeyip, mercimeği bir kaba alarak üzerine bir parmak geçecek kadar su ilave ediyor ve kaynama noktasına kadar bir taşım kaynatıp, suyunu döküyorum, sonra çorba tenceresine alıyorum. Böylece çorbanın rengi daha güzel oluyor.

Çorba tencesine tereyağını koyarak eritiyorum, unu ilave ederek hafif pembe renk alana kadar orta ısıda kavuruyorum. Bu arada domates sosunu ilave ediyorum. Salça kullanacaksanız sorun olmaz ama domates sosu sulu ise un topaklanabilir, dikkatli olun.

1 litre kadar soğuk suyu tencereye döküyorum, unun topak olmaması için bir süre devamlı karıştırıyorum.

Mercimeği ilave ediyorum.

Soğanı rendeleyerek ilave ediyorum. Benim kullandığım el blenderi o kadar güçlü değil, bu nedenle soğanı rendeledim. Eğer sizdeki her şeyi kolayca püre yapıyorsa rendelemekle uğraşmayın, doğrayın yeter.

Başka malzemeler ilave etmedim. Patates ve havuç kullanılabilir. Özellikle çocuklar için yapılıyorsa çok güzel olur. Daha çok kışın ilave malzemeli yapıyorum.

Şimdi mercimeğin iyice pişmesini beklemekten başka yapacak çok fazla işimiz kalmadı.

Mercimek dağılıp, iyice piştiğinde ocaktan alıyorum ve birkaç dakika sonra el blenderi ile çorbayı pürüzsüz hale getiriyorum.

Çorbanın tuzunu ekliyorum.

Muhtemelen kıvamı çok koyu oldu değil mi? bir miktar su ilave ederek, bir taşım kaynatıyorum.

Vazgeçilmez bir çorba bu, yanında kıtır ekmekler ve limon ile servis yapıyorum.

 

Ağustos 2, 2011 Çorbalar, İftar Yemekleri Tarifleri kategorisine gönderilmiş - devamı

Çilek Reçeli Tarifi

 

 

En sevdiğiniz meyve nedir diye sorduklarında; ilk aklıma gelen,muhteşem kırmızı rengi ve nefis aromasıyla çilek olurdu herhalde 🙂  Çilek reçeli ve çilek marmelatına da bayılırım. Bir türlü gözüm doymaz, söz konusu çilek olduğunda, bahçede çilek yetişmediği yıllarda kasa ile de aldığım olmuştur fiyatına hiç aldırmadan (çilek kasaları küçük oluyor arkadaşlar, 3-4 kiloluk sanırım )

İçinde çilek fidelerinin olduğu bir bahçe hayalim vardı, o da gerçekleşmiştir! Bahçedeki 100 bodur elma ağacının altına 5 adet yediveren çilek fidesi ekilmişti, 3-4 yıl önce, ilk yıl çok güzeldi, çileğe doyduk. Ertesi yıl çilek fideleri toprak ve damla sulamayı sevince çoğaldılar, her bir ağacın altında 10- 15 fide oldular ve artık siz düşünün çilek miktarını 🙂

 

 

Bulabildiğimiz en büyük kaplarla, tepsilerle çilek topladık o yıl. Çilek toplamak saatlerimizi alıyordu, komşularımız bile çileğe doydu.

Sonra, elma ağaçlarının altındaki çilek fideleri ile baş edemedik ve azaltarak bahçenin başka bir yerine tahliye ettik. Şimdi yetecek kadar çilek yapıyorlar.

Çilek reçeli yaparken biraz farklı bir yöntem kullanıyorum. Öyle şekere yatırıp bir gece bekletme ve saatlerce kaynatma yok benim tarifimde. Çok çabuk oluyor, çok pratik ve kolay aynı zamanda. Tabi bir o kadar da nefis !Bu konuda gerçekten çok iddialıyım, denediğinizde şimdiye kadar yaptığınız en canlı renkli ve en nefis reçel olacak, inanın 🙂

 

 

Malzemeler

1 kilo küçük boy çilek

1 kg. şeker (pancar şekeri)

2-3 çorba kaşığı su

1 limon suyu

1 çay kaşığı tereyağı

 

 

Uygulama

Çilekleri yıkayıp, saplarını temizledikten sonra, mutfak tartısı ile tartıyorum. Şeker miktarını en doğru şekilde ayarlamak için.

Mutfak tartınız yoksa ve 1 kilo çilek almışsanız; saplarını temizlediğinizde ve en az 5-6 tane çileği de beğenmeyip attığınızda, yaklaşık 900 gr çilek kalacak elinizde. Şeker ilave ederken bu noktayı göz önüne almanızı tavsiye ederim. Ayrıca, ben nişasta bazlı şeker yerine pancar şekeri kullanıyorum.

Ayıklanmış çilekleri tencereye alarak, üzerine yine tartarak şekeri ilave ediyorum. Çok az, 2-3 çorba kaşığı kadar su ilavesi ile ocağa alıyorum.

Suyu niye ilave ettim? Çileği, suyunu salması için bekletmediğim için, şekerin ilk birkaç dakikada tencerenin dibine yapışmadan erimeye başlaması için çok az su gerekli. Daha sonra ısı ile şeker erimeye başlayacak ve aynı anda çilekler de ısı ile su salmaya başlayacaklar. Kaynarken çok fazla köpük oluşmaması için bir çay kaşığı tereyağı ilave ediyorum.

Çilekleri şeker eriyene kadar ve çilekler su salmaya başlayana kadar 3-5 dakika normal ısıda, kaynamaya başladıktan sonra 8-9 dakika kuvvetli ısıda kaynatıyorum.

Bu arada önemle büyük boy tencere kullanmanızı tavsiye ederim,  çilek reçeli kaynarken çok kabarıyor, tencereden taşmasın diye ısıyı azaltırsanız bu kez çabuk reçel olmaz.

Reçelin son 1 dakikasında limon suyunu ilave ediyorum.

 

 

Bu şekilde kısa sürede ve kuvvetli ısıda yapılan reçellerde, reçelin rengi inanılmaz güzel oluyor. Canlı rengine hayran olacaksınız. Çileklerin formu bozulmuyor ve bekleterek çok fazla su salmasına izin vermediğimiz için, reçeldeki tane ve reçel şerbeti oranı da dengeli oluyor.

Reçeli az yapmışsanız ve hemen tüketilecekse sorun yok, ama çok yapmış ve kışın tüketmek için saklamak istiyorsanız; reçel sıcakken kavanozlara koyarak, sıcak suda 2-3 dakika bekletilen kapaklar ile kavanozu sıkıca kapatmanızı ve tamamen soğuyana kadar ters çevrilmiş şekilde bekletmenizi tavsiye ederim.

 

 

Ramazan da iftar sofralarında biz kahvaltılık yiyecekler de koyarız masaya, reçel, peynir, zeytin gibi…

Bu çilek reçeli ramazan sofralarını da süsleyecek inşallah…

 

Temmuz 29, 2011 Reçeller kategorisine gönderilmiş - devamı

Ev Yapımı Çilekli Dondurma Tarifi

 

ev yapımı çilekli dondurma

 

Bu sıcaklarda, dondurma çeşitleri ve buzdolabında soğutulmuş karpuz bizim evde en çok sevilen yiyecekler, özellikle ev yapımı çilekli dondurma için herkes sırada 🙂

Evde dondurma yapmak, sevdiklerimize doğal yiyecekler sunmak çok güzel ama her nedense dondurmayı yaptıktan sonra, belli aralıklarla dondurucudan çıkartıp karıştırma işini bir türlü sevemedim.

Benim hayalimde daha pratik olan dondurma makinesini kullanmak vardı. Geçen yaz, internette çok araştırdım ama satın alabileceğim bir dondurma makinesi bulamadım. Sonunda bu kış Almanya ‘ya görevli giden eşim, dönüşte bana bir sürpriz yaparak Krups dondurma makinesi getirdi. Makine ile dondurma yapmak çok daha pratik. İlk olarak kullanma kılavuzundaki tariflerden denemeler yaptım. Hepsi de çok nefis oldu diyebilirim.

Dondurma makinesi ile ilgili daha detaylı bir yazı en kısa sürede ekleyeceğim inşallah. Şimdi tarife geçelim, yine çok kolay ve yine çok nefis 🙂

Malzemeler

350 gr. Taze çilek

1 kutu süt kreması

1 su bardağı Süt

1 su bardağı şeker

1 paket ekspres salep

Uygulama

Süt ve şekeri bir kaba alarak birkaç dakika kaynatıyorum, daha sonra ekspres salebi ilave ediyorum. Ekspres salep de neyin nesi derseniz, kışın denemek için alınmış ve bir iki paket kilerde kalmış malzemeyi değerlendirmek için kullandığımı söyleyebilirim. Daha önce denendiğini hiç sanmıyorum, içinde salep olduğuna göre işe yarar diye düşündüm. Sonuç; gayet güzeldi ama ekspres salebin ne kadar katkısı olduğunu bilebilmek için bir kere de onu ilave etmeden denemek gerek.

Şekerli, sütlü, salepli karışımı buzdolabında iyice soğuyana kadar bekletiyorum.

Çilekleri robotta püre haline getiriyorum.

Soğumuş olan sütlü karışıma ilave ediyorum.

Yine buz gibi soğuk olan süt kremasını bir kapta mikser ile birkaç dakika çırparak daha yoğun hale getiriyorum.

Bütün malzemeleri karıştırıp, dondurma makinesine koyarak, programın bitmesini bekliyorum.

Daha sonra dondurucuya ve oradan da bizim dondurma canavarlarının tabaklarına 🙂

Temmuz 12, 2011 Dondurmalar, İftar Yemekleri Tarifleri kategorisine gönderilmiş - devamı

Davulga- Yabani Dağ Çileği- Kocayemiş


Dün tarifini verdiğim kolay kremalı pastada kullandığım davulga meyveleri hakkında biraz daha ayrıntılı bilgi edinmeye ne dersiniz?

Tadı nefis ve görüntüsü harika olan bu küçük meyveciğin birkaç farklı ismi var. Bizim buralarda yani Bursa ve civarında davulga olarak biliniyor. Bazı yörelerde ise, kocayemiş ya da yabani dağ çileği olarak adlandırılmış.

Davulga, gülgillerden çiçekleri beyaz ya da açık pembe olan ılıman iklim seven, küçük bir ağaçtır. Ağacının ince gövdesi kahverenginin kırmızıya çalan bir tür çeşidi rengindedir ve dış yüzeyi pürüzsüzdür. Ana gövdenin dibinden birçok yan gövde çıkar. Dağlık alanların tepelere yakın yerlerinde yetişir.




Meyvelerini sonbaharda verir. Bunlar kırmızı renkte, çileğe benzer ama dışı dikenimsi pütürlerlerle kaplı, içi sarı, sulu, yumuşak olan meyvelerdir. Meyveler, sarıdan koyu kırmızıya kadar birkaç farklı renkte olabilir. Koyu kırmızı olanlar tam olgunlaşmış ve yumuşaktır. Kocayemiş meyvesi kırmızı rengine ulaştığında bu, aynı zamanda kışın geldiğinin de belirtisidir. Ağacın gelişimi çok yavaştır. 25 yılda ancak 9 metreye ulaşabilir.

Dünyada özellikle Akdeniz kuşağında, İber Yarımadasından Asya ‘ya kadar her yerde yabani olarak yetişir. Ege ve Marmara kıyılarındakiler iç bölgelere göre daha göz alıcı ve iridirler.




Ayrıca Madrid’in sembollerindendir. Bir meydanda ağaca patileri dayamış ayı heykeli vardır. İşte bu ayının taciz edip meyvesini yediği ağaç kocayemiş ağacıdır. Madrid sokaklarında süs amaçlı yetiştirilmiştir. Çiçekleri salkım salım açar. Beyaz, dayanıklı ve güzeldir. İspanyollar buna madroño der.




Faydası: Vücudu kuvvetlendirir. Hasta olmayı önler. İdrar söktürür ve karında biriken suyu boşaltır. Böbrek ve mesane hastalıklarının iyileşmesine yardımcı olur. Mide ve bağırsak tembelliğini giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Bağırsak kurtlarını döker. Safra ifrazatını arttırır ve safra taşlarının dökülmesine yardımcı olur. Karaciğer kifayetsizliğini ve şişliğini giderir. Ateşi düşürür. Dişdibi taşlarını eritir. Cilde tazelik ve güzellik verir. Damar sertliği, mafsal iltihabı, romatizmaya faydalıdır. Şeker hastaları da yiyebilir. Midesi zayıf olanlar suyunu içmelidir. Alerji yapabilir.




Sonbaharda fazlası ile yağan yağmurlar ve sonrasında havanın ılık geçmesi neredeyse ikinci bir baharı yaşatıyor. Bir yandan yapraklar dökülürken, diğer taraftan da yemyeşil çimenler çıkmakta !




Davulga toplama macerası ile başlayan ormandaki gezimiz, küçük bir dere kenarında son buldu. Mustafa elinden bırakmadığı topunu oynayacak bir yer bulduğu için sevinçle koşarken biz de termosla yanımıza aldığımız çaylarımızı yudumladık. Bu küçük gezi hepimize çok iyi geldi…



Kasım 23, 2010 Uncategorized kategorisine gönderilmiş - devamı

Davulga Meyvesi Ve Kolay Kremalı Pasta



Birkaç yıl önce keşfetmiştik; kasım ayı başlarında Su uçtu şelalesine giden köy yollarında davulga meyveleri oluyor. Ormanda yetişen bu kırmızı göz alıcı meyvelerin tadı da çok güzel, doğal olarak yetişmesi ayrı bir özellik, şifa niyetine diyerek bir iki tane yedikten sonra, daldaki bütün davulgaları toplamak, bununla da yetinmeyip, ormanda davulga keşfine çıkmak, işten bile değil 🙂

Bayramda havalar çok güzeldi, bunu fırsat bilerek şelaleye bir gezi yapmak, bu arada, aklımızda yer eden bu kırmızı minik yabani dağ çileklerinden toplamak istedik. Bizim gibi düşünen başkaları da varmış 😀 Su uçtu şelale yolu oldukça kalabalıktı, çok olmasa da davulga bulduk, yedik, topladık, fotoğraflarını çektik. Harika bir meyve bu, insana; pasta yaparak üzerini bu meyvelerle süsleme hissi uyandırıyor.

Kasım ayında ormanda geziye çıkar da böyle bir meyve ile karşılaşırsanız, tereddüt etmeden yiyebilirsiniz. Hepsini değil, orman sakinlerine de bırakın 🙂

Üzeri yabani dağ çilekleri ile süslü pasta hayalini gerçeğe dönüştürmek için en kısa yolu seçerek, kremalı kolay bir pasta hazırladım, sonbahar pastası da denilebilir buna, işte tarifi…




Malzemeler

3 yumurta

1 su bardağı şeker

1/ 2 su bardağı ılık su

1/ 2 su bardağı sıvıyağı

1 paket kabartma tozu

2 su bardağı un

Ara krema

1/ 2 kg. süt

1 yemek kaşığı nişasta

1 yemek kaşığı un (tepeleme)

1 yumurta

2/ 3 su bardağı şeker

Üzerine

2 paket süt kreması

Veya

2 paket krem şanti ile hazırlanmış krema

Damla çikolata

Hindistan cevizi

Bir avuç davulga meyvesi



Uygulama
Önce ara kremasını yapıp, soğumaya bırakıyorum. Kremayı yaparken, tüm malzemeleri sütle buluşturup, aralıksız karıştırarak pişirdim ve soğurken kremanın üzeri kabuk tutmasın diye streç film ile kapattım.

Aslında kremalı pastalara pandispanya keki daha uyumlu oluyor ama bu kez, işin kolayını tercih ederek, her zaman yaptığım kolay kek tarifini uyguladım. Bu kek tarifi, mutfağımın demirbaş tariflerindendir ve her zaman başarılı sonuç verir. İçine değişik malzemeler ilave edebilir, farklı lezzette kekler de yapabilirsiniz.

Keki yaparken; yumurta ve şekeri mikserle çırpıyor, ılık su ve sıvıyağı ilave ediyor, unu ve kabartma tozunu beraberce eleyerek kek karışımına ekliyorum. Kek hamurunu, yağlanmış kelepçeli kalıpta ve 170 c.de pişiriyorum.

Fırından çıkan keki soğuduğunda, ortadan ikiye kesiyor ve ara kremasını sürüyorum.

Pastanın üzerini ve yanlarını süt kreması ile hazırlanmış bir krema ile kaplayıp, bol Hindistan cevizi ile süsleyerek yabani dağ çilekleri ve damla çikolatalar ile süslemeyi tamamlıyorum.




Süt kremasını krema haline getirmek için, kremanın çok soğuk olmasına dikkat etmek gerekiyor, bir iki çorba kaşığı yumuşak tereyağı kıvam almasını çok kolaylaştırıyor ama ben bu kez tereyağı kullanmadım, krema biraz yumuşak oldu ve sıkma torbası ile şekillendirmede biraz sorun yaşadım.

Krem şanti ile daha başarılı sonuç alınabilir.

Davulga meyveleri ile renklenen bu sonbahar pastası, güzel bir orman gezisinin anısı olarak sitede yerini aldı. Sevgilerimle, iyi haftalar…



Kasım 22, 2010 Pastalar kategorisine gönderilmiş - devamı

Ev Yapımı Tatlı Nane Sosu- Nane Aroması

 

Nane reçelinden esinlenerek yaptığım ve nane sosu olarak adlandırdığım bir deneme paylaşmak istiyorum şimdi. Bahçede son yağan yağmurlardan sonra coşup, göz alıcı bir yeşile bürünen ve büyüyen naneleri biraz olsun azaltmak ve değerlendirmek adına işe giriştim 🙂  Annem bu fikri biraz şaşkınlıkla karşıladı ama merakla karışık desteğini de esirgemedi.

Basit bir şekilde ilk aklıma gelen yöntemle yaptığım nane sosunu naneli çikolatalı kolay kek yaparak hemen test ettim ve bayıldık. Kıvam olarak biraz akıcı olduğu için, sanırım sadece kek yapımı için uygun ama en kısa sürede deneyeceğim ikinci bir denemede; naneyi su koymadan sadece şeker ile buluşturmayı düşünüyorum, böylece kurabiyeler için de kullanabileceğim bir nane aroması  elde edebilirim sanırım.

Tabi şeker ile buluştuğu için sadece tatlı tariflerde kullanmak gerekiyor. Tuzlular için her zamanki gibi kurutulmuş nane kullanmaya devam…

Malzemeler

Büyük bir demet nane

1 su bardağı şeker

1 kahve(türk) fincanı su

Uygulama

Nane yapraklarını yıkayarak saplarından kopartıyorum.

Buharda pişirme aparatına koyarak, yaklaşık bir fincan su ilavesi ile buharda 3-5 dakika yumuşatıyorum.

Nane yapraklarını ve altındaki suyu robota alıyorum.

Üzerine bir su bardağı şeker ilave ederek robottan geçiriyorum. Mümkün olduğu kadar homojen bir karışım elde edene kadar ara ara robotu çalıştırıyorum.

İşte bu kadar; nane sosumuz hazır, küçük bir cam kavanoza koyup, ağzını sıkıca kapatıyorum ve buzdolabına kaldırıyorum.

Buzdolabında ne kadar süre dayanacağı benim için şimdilik büyük bir merak konusu 🙂

NANENİN FAYDALARI

Öncelikle hazmı kolaylaştırıcı etkisi vardır. Gaz söktürür. Karaciğer yetersizliğini giderir. Safra akışını düzenler. Mide ağrılarını keser.

Bağırsaklarında problem yaşayanlar için birebirdir. Bağırsak spazmını giderir. Nefes almayı kolaylaştırır. Astım, grip, bronşit ve öksürükte faydalıdır.

İçerisindeki B vitamini sayesinde sinir rahatsızlıklarına iyi gelir. Sinirleri kuvvetlendirir. Sükunet verir. Heyecanları ve korkuyu yatıştırır.

Kusmaları önler. Bu nedenledir ki, mide bulantılarında limonla bir likte kaynatılarak tüketilmesi tavsiye edilir…  Migren, uykusuzluk ve baş dönmelerinde faydalıdır. El ayak titremesi, dil tutukluğu, felç ve uykusuzlukta kullanılır. Kalbi kuvvetlendirir. Sinirsel kalp çarpıntılarını keser.

Anne sütünü artırır. Soğuk algınlığında faydalıdır. Mide ülseri ve gastrit olanlar fazla kullanmamalıdır. Şekercilik, lavantacılık ve eczacılıkta kullanılır.

Related Posts with Thumbnails
Ekim 1, 2010 Uncategorized kategorisine gönderilmiş - devamı